banner15

“KÜRT SORUNU” NEDİR?

“KÜRT SORUNU” NEDİR? YA DA KÜRT
SORUNU MU KÜRTLERİN SORUNU MU?

Kürtlerin sorununun iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi dün­­ya ölçeğinde sorunun tanımındaki güçlükler, ikincisi Kürtle­rin sosyokültürel yapısının Kürt sorunu ifadesini geçersiz kıl­ma­sı.

Bu ülkede dile getirilen Kürt sorunu” ifadesi bu toplumda Kürtlerin ayrı bir topluluk olduklarını ve öteki topluluk tarafın­dan bütünüyle dışlanarak ezildikleri ve sömürüldükleri iddia­sı­na yaslanan bir ifadedir. Bu ifade ile Kürdistan denilen bir toprak parçasının yabancı birkaç millet tarafından (Türk, Fars ve Arap) parçalandığı ve Kürtlerin bu düşman güçler tarafından imha edildikleri anlatılmaktadır. Bu anlayışla oluşturulan bir harita ile kimi Kürt gruplar Kürdistan diye bir devlet kurma emelini dile getirmektedir. Bu haritanın kaynağı ve kimler tarafından oluşturulduğu, tarihin hangi dönemine ait olduğu konusunda da bir ittifak bulunmamaktadır.

Peki Kürt sorunu diye içi doldurulmaya çalışılan bu yaklaşım sahih bir yaklaşım mıdır? Şimdi bunu kısaca değerlendirmeye çalışalım.

Tarihsel olarak Kürdistan bugünkü Hakkâri’nin alt kısmının ismidir.(Van gölü ile Urmiye arasındaki güneye sarkan bölge)

Kürtlere bir harita üretenler bile Türkiye topraklarında Kürtlerin yaşadığı bölgenin Ermenistan olduğu gerçeğini kabul etmekte ve Kürtleri aslında Ermeni toprakları üstünde oturan bar­bar bir millet olarak görmektedirler. Kürt ulusal taleplerini dillendirenler de aynı iddiayı desteklemekte; Ermeni soykırımının(!) Kürtler tarafından yapıldığını iddia etmektedirler.[1] Üretilen Kürdistan haritasının ne tarihsel, ne siyasi, ne de sosyal bir gerçekliği bulunma­maktadır. Tarihte Kürdistan diye bilenen yerler de farklı farklı algılanmıştır. Kaldı ki coğrafi bir terim olarak Kürdistan ifadesi burada sadece Kürtlerin yaşadıklarına vurgu yapmaktan uzaktır. Biliyoruz ki bin yıllardır bu topraklarda en az Kürtler kadar Ermeniler, Türkler ve Araplar da yaşamıştır.

Türkiye’de Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgede Kürtçe köy isimlerinin çoğu onaltıncı yüzyıla aittir. Ondan önceki isimler büyük ölçüde Ermeni ve Arap isimleridir.[2]

Yani mesele ulusa dayalı bir toprak talebine getirilirse yani mesele buralara indirilirse elbette uluslar arası zeminlerde bunlar gündeme getirilip tartışılacaktır.[3]

Zaten dünyanın Batı yakasında bu sorunun adı Ermeni-Kürt sorunudur. Ve ciddi Batılı araştırmacılar açısından genelde Ana­­­dolu özelde ise bölge “asla milliyet gibi ötekini dışlayıcı bir yaklaşımla adlandırılamayacak kadar önemli bir bölgedir ve insanlığın ortak malıdır. Burası Nuh’un bahçesi, İncilin toprakları, Hıristiyanlığın ve insan ırkının beşiğidir.[4]

Avrupa’nın bölgenin Hıristiyan mirasının dikkate alın­ması yolundaki talepleri malumdur. Ayrıca bölgenin soru­nunun içine alevi ve yezidi unsurların sorunlarını da göz önüne alarak bakmak gerektiği vurgusu da bulunmak­tadır.[5]

O halde dünya ölçeğinde meseleye baktığımızda buradaki sorunun Batının gözünde Kürtlerin hakları ifadesinden çok daha öte anlamları olduğunu anlamak durumun­dayız. Meselenin sadece Kürt sorununa indirgenmesi bu açı­dan da dünyada kabul edilecek bir şey değildir. Bu yüz­den Kürt sorunu ifadesi ile böl­genin sorunlarını çözmenin mümkün olamayacağını anlamak gerekmektedir. Bu bağlamda ele alındıkça bu sorun çözüm­süz kalmaya mahkûmdur.

Kürt Sorunu diyebileceğimiz bir sorunun bulunmayışının en önemli nedenlerinden biri budur.

Ancak burada bizi ilgilendiren temel mesele bu topraklarda Kürtlerin sorunlarının varlığıdır. Ötedenberi söylemeye çalıştığım gibi Kürt sorunu değil Kürtlerin sorunu ifadesi meselemizi çöz­mede daha yol açıcı bir işlev görecektir. Bu adlandırma ötekileştirmeyi önleyici ve Kürtlerin kendilerini başka ve ayrı gör­me yanılsamasından kurtulmalarını sağlayıcı, Kürtlerin kimi uluslar arası güç kavgalarında kullanılmasının önüne geçici ve aidi­yet sorununu ortadan kaldırmaya katkı sunucu bir adlandırmadır.

Çünkü meseleyi aydınlatmanın en önemli adımı meseleyi doğru adlandırmaktan geçmektedir.

Bize göre bu ülkede Kürt sorunu yoktur ama Kürtlerin soru­nu vardır. Ancak bu sorunun boyutları Türkiye’yi aşmakta; böl­gesel bir sorun olarak ortada durmaktadır Bu yüzden meseleye sadece Türkiye’nin iç sorunu olarak bakmak son derece yan­lış ve yanıltıcıdır. Bu açıdan bakıldığında bölgenin Kürt ve Türklerin çatıştığı bir alan değil uzun dönemler boyunca ulus­lar­arası güç­lerin çatıştığı bir alan olduğunu anlamak hiç de zor değildir.[6]

O halde Kürt sorunu ve Kürtlerin sorunu ifadesini biraz daha açarak meseleyi toparlamaya çalışalım.

 

[1]    Bu konuda çok fazla kaynak vermeye gerek yok çünkü ulusal talepleri olan örgütlerin sayfalarında ve siyasilerin demeçlerinde bulmak mümkün

     Ayrıca bkz. *The Kurds: Their Character And Customs -ar191603; (THE AMERICAN REVIEW OF REVIEWS, THE KURDS: THEIR CHARACTER AND CUSTOMS) from Armeniapedia.org

*  

[2]    Yrd. Doç. Dr. Mehmet Salih Erpolat XVI. Yüzyılda Ergani Sancağı’ndaki Gay­rimüslim İskân Yerleri İle Şahıs İsimleri Hakkında Bir Değerlendirme SBARD, Eylül 2004,Yıl II, Sayı:4,s.155,187

[3]    Kimi tarihi kaynaklarda Türkiye’deki Kürdistan diye nitelenen bölgenin ismi “İrminiyye” diye geçmektedir. (Belazuri,Futuhu’l Buldan) İbn Havkal En Nasibi, Kitabü-L Mesalik Ve'l Memalik/ İbn-İ Hacer El-Askalani El-İsâ­be Fi Temyizi’s-Sahâbede Sümeysat (Samsat) Ermeniyye Toprağı Olarak Ni­telendirilmiştir.

[4]    Hans Lukas Kıeser, Iskalanmış barış Doğu Vilayetleri'nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839–1938 çev. Atilla Dirim, s.18/22,İst.2010

[5]    Bu yüzden AKP Hükümetin Açılım politikalarının içinde Ermeni ve Alevi açılımının olması tesadüf değildir.

[6]    Doğu vilayetleri ifadesi kullanılmaktadır Berlin anmlaşması1878,Berlin anlaşmasında Sünni Kürtler “güvenliği tehdit eden risk faktörü” bir gurup olarak nitelendirilmiştir.(s25)Doğu vilayetlerinde faaliyet gösteren misyonlar tarafından(1810)Kürtler aleviler ve yezidiler millet olarak kabul edilmemişlerdir.

[6]     Doğu vilayetleri ifadesi kullanılmaktadır Berlin anmlaşması1878,Berlin anlaşmasında Sünni Kürtler “güvenliği tehdit eden risk faktörü” bir gurup olarak nitelendirilmiştir.(s25)Doğu vilayetlerinde faaliyet gösteren misyonlar tarafından(1810)Kürtler aleviler ve yezidiler millet olarak kabul edilmemişlerdir.

YORUM EKLE