banner15

KUR'AN'I ANLADIĞI DİLDE OKUMAK...

Gelenekçi anlayış diyor ki; "Kur'an Arapçadır, çevirisi yani meali tam karşılığı değildir."

Tamam hiçbir çeviri orijinal metnin yüzde yüz karşılığı olamaz. Ama yabancı dildeki bir metin neden bahsediyor, konusu ne, ne anlatılıyor ancak çevirisini okuyunca anlayabiliriz.

İslam dünyasının yüzyıllardır Kur'an'ı anladıkları dilden okuyamamasının altında yatan sebep gelenekçi/mezhepçi din zihniyetinin insanları Kur'an'ın anlamından yani gerçek ilahi mesajdan uzak tutma çabası yatmaktadır.

''Kur'an ancak Arapça olarak orijinal haliyle okunmalıdır'' diyen zihniyetin apaçık niyeti insanları Kur'an'ın içeriği ve mesajlarından uzak tutmak istemesidir. 

Arapça okuduğunda anlamadığı dilden bir metni tekrarlamak ve okuduğundan ufacık bir anlam dahi çıkaramamak ne kadar hazin bir durumdur. Bu okumayı yapan sadece Kur'an'ı okumuş gibi yapmaktan öteye geçemez.

Yüzyıllardır yürütülen bir planın parçası olarak bu din zihniyetinin amacı Kur'an'ı yalnız Arapça olarak okutarak insanları asıl mesajı anlamaktan geri koymak olmuştur.

Ortaya çıkardıkları din anlayışının kabulü için bir yandan bu din anlayışının yanlış olduğunu anlatan Kur'an ayetlerinden halkı uzak tutarken, bir yandan da bu uydurma din anlayışına zemin oluşturmak için hadisleri kullanmışlardır.

İstedikleri her türlü hurafe, uydurma, bid'atları Nebimizi alet ederek ''Peygamber dedi ki'' diye başlayan ve devamını kendilerinin getirdiği sözleri ''Hadis Ambalajı'' içinde sunup, dine sokarak, yeni bir din yarattılar.

İşte bu din anlayışının temelini müslümanların anladıkları dilden yani tercümesinden Kur'an'ı okumalarına engel olarak atmış oldular. 

Kur'an ilahi bir duyurudur. Eğer bu duyuruyu o dili bilmiyorsanız orijinal diliyle okursanız birşey anlamadan sadece okumuş olursunuz. 

Anlamanın tek yolu bildiğiniz ve anladığınız dile yapılmış çeviriden okumaktır.

Ama bu zihniyet yüzyıllardır yaptığı şeyi yapmaya devam ederek;
 ''Kur'an Arapçadır, tercüme okursanız bile bu mealler asıl Kur'an olamaz'' iddiaları ile Allah'ın bize gönderdiği ilahi mesajların bizzat okunup anlaşılmasına engel oluyorlar.

Çünkü Kur'an'ı okuyup anlayan bir müslüman bu zihniyetin ortaya çıkardığı din anlayışı ve hükümlerinin bir çoğunun Kur'an'a ve dolayısıyla İslama aykırı olduğunu görecektir.

Bu yüzden, bu zihniyet, buna engel olamayacağını son yıllarda görmüş ve bu sefer de;

''Kur'an meali okuyacaksanız sadece bizim alimlerimizin yüzyıllar önce yaptığı mealleri okuyun, 
bu yetmez bir de bu alimlerin dini nasıl yorumladığını okuyun,
yetmez mezhep imamlarının içtihatlarını, 
fıkıh kitaplarını, 
yetmez ilmihalleri okuyun'' 
demeye başlamışlardır.

Yüce Allah'ın insanlığa yaptığı bu duyurunun hangi dilden yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer biz Allah'ın tebliğini aracısız almaya çalışırken, okuduğumuzu anlayamıyorsak, o tebliğ asla gerçekleşmemiş demektir.

Allah'ın tebliğini almak isteyen, anlayarak okumalıdır ki, ayetler üzerinde, Allah'ın istediği gibi düşünüp akıl edebilsin.

Kendini tamamen Kur'an'a veren, zaman harcayan, emek veren birisi Kur'an'ın büyük kısmını anlayıp mesajı kavrayabilir.

Bizim görevimiz Kur'an'ın mesajını almak için gereken çabayı göstermek olmalıdır.
Bunun için gerektiğinde birçok tercümeyi okuyup, araştırıp analiz ederek, aklımızı kullanarak en doğruya ulaşmak için çabalamalıyız.

''Ey Muhammed! Biz senden önce de her elçiyi ancak kendi halkının diliyle gönderdik ki, onlara mesajımızı açıkça anlatabilsinler. sonra Allah, isteyenleri sapıklıkta bırakır. O, sonsuz kudret sahibidir, hakîmdir.''  (İbrahim / 4)

Bu ayette yüce Allah "kullarım mesajımı iyice anlayabilsin diye, biz daha önce gönderdiğimiz tüm elçilerimize, kendi dillerinden kitaplar gönderdik" diyor. 

İnananlar Allah'ın vahyini kendi anladıkları dilden okumalı ki, tebliği alıp, düşünüp öğüt alabilsin. Burada anlatılan vahyin hangi dilde tebliğ edildiği değildir. Farklı dillerde farklı toplumlara gelse de ilahi mesajın ne anlatmak istediği ve hangi anlam ifade ettiği önemlidir.

Farklı dillerle anlatılsa da ilahi mesajın anlamı değişmez.

''Eğer biz bu Kur'an'ı yabancı bir dille onlara indirmiş olsaydık “Ayetleri açık anlaşılır olması gerekmez miydi? Arap olana yabancı bir dille mi indirilir?” derlerdi. 

De ki “O Kur'an iman edenler için yol gösterici ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık ve gözlerinde de bir körlük var. Sanki onlara uzak bir yerden çağırıyorlarmış gibi, duymuyorlar.'' (Fussilet / 44)

Bu ayetten şunu anlamalıyız;
Allah insanları  anlayamayacağı bir kitaptan, vahiyden, ilahi mesaj ve  hükümlerinden sorumlu tutmaz. Her toplum kendi dilinden, okuyup anlayabildiği metinden ancak sorumlu tutulabilir. Onun için Allah'ın bize indirdiği mesajları mutlaka anladığımız dilden okumalıyız. Ancak bu şekilde Allah'ın bizlerden ne istediğini doğru anlayabiliriz.

Arapça kutsal bir dil değildir. 

Kur'an Arapçadır, çünkü Allah Resulü Arap idi ve muhatabı olan toplum Arapça konuşuyordu.

Daha önce Allah'ın dinini İbranice Tevrat ve Aramice İncil ile gönderdiğinde bu diller kutsal mıydı? Tabi ki hayır. Bunlar da diğer dillere tercüme edilerek ilahi mesaj diğer toplumlara ulaşmış oldu.

Muhammed (A.S.) Allah'ın elçisi olarak kendisine indirilen vahyi insanlığa tebliğ etti ve örnekliği ile de Resul olarak görevini mükemmel bir şekilde yapıp vefat etti.

Vefatından sonra bu Resul olma görevi, kıyamete kadar aramızda olacak olan ve Allah'ın korumasındaki KUR'ANdır. Kur'an da tüm dillere çevrilip Resul olma görevini yerine getiriyor.

''Senin Rabb’in, ana yerleşim merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyup kendilerini uyaracak bir RESUL göndermedikçe, hiçbir ülke halkını helâk edecek değildir. Biz, halkı zulüm ve haksızlık peşinde koşmadığı sürece, hiçbir ülkeyi helâk etmeyiz.'' (Kassas / 59)

Bu ayette vurgulanan, Muhammed (A.S.) vefatından sonra aramızda olmadığına göre o dönemden sonraki toplumlara ve ülkelere Allah'ın ilahi mesajlarını artık iletecek olan bizzat vahyin kendisi yani Kur'andır.

''İşte bu da indirdiğimiz mübarek bir KİTAP'TIR. O'na itaat edin ve korunun ki size merhamet edilsin.''  (En'am / 155)

Amaç Allah'ın ilahi mesajını okuyup anlamak ve hayatımıza uygulamak ise bunu kendi anladığınız dilden yani Türkçe çevirisinden okuyarak yapabiliriz. Yoksa anlamadan sadece Arapça metni okumak din adına hayatımıza birşey katamaz.

İşte bu yüzden müslümanlar artık anlamalı ki, dinini başkalarından değil bizzat kendimiz, Allah'ın bize emri olduğu üzere, bizzat Kur'andan anlayarak, okuyup-öğrenmeli ve doğru dini yaşamalıyız. Bunun tek yolu; dinin tek kaynağı, Allah'ın kelamı, Rasulullah'ın beyanı olan Kur'an'ı eğer Arapça bilmiyorsak Tūrkçe olarak okumaktır.

YORUM EKLE