banner15

DOLU VURMUŞ BAĞIMIZA...

Söz ve Müziği Süleyman Kotan'a ait olup rahmetli Nuray Hafiftaş'ın meşhur ettiği "Yazı Bir Dert Kışı Bir Dert" isimli türküde iki mısra var ki, tam da konumuzun özeti...

"Dolu vurdu bağımıza
Doymadık genç çağımıza"

Yani mecazi bakımdan bağcıların halinin özeti olmuş... Gerçi kurak yıllara mahkûm olduğumuz son günlerde dolunun-molunun yağdığı yok ama ondan da beter bir piyasa var...

Glikoz ve daha bilmem hangi katkılardan üretildiği bilinmeyen pekmez, pestil, kesme, sucuk ve diğer üzüm kökenli ürünlerle dolu market raflarında gerçek üreticinin doğal ürünlerine yer yok..

Eskiden bağlarının yeşilini adına yazıp Yeşilyaman olmuş Adıyamanımızda yıllar önce (1950'lerde) yaşanan bir hastalıkla tek tek sökülen bağlarımızı yine eski ihtişamlı günlere döndürmeye çalışan bütün gönüllü ve resmi gayretler boşa gidiyor..

Antik Perre kazılarında ortaya çıkan üzüm presleme alanlarıyla en az 1700 yıl öncesinden süregelen üreticiliğimiz mevcut piyasa koşullarında bitmeye mahkûm olmuş...

Üzüm türüne bile adını vermiş Besni ve Gölbaşı ilçelerimizde Türk Standartları Enstitüsüne gidip belge alabilecek kaç kişi tanıyorsunuz?

Veya, üzüm konulu halk türkü ve oyunlarıyla meşhur Kahta, Samsat, Sincik ilçelerimizde yıl boyu çalışılarak, alın teriyle üretilip toplanan üzümleri kergede hazırlayan yerel üreticilerin yasal şart ve standartları oluşturarak piyasanın devleriyle mücadele etmesi mümkün mü sizce...

Soruyorum, Türkiye'nin dört bir yanını sarmış örümcekler misali dev market zincirlerinden hangisinin rafında bizim köyün markasız ve (yeterli bütçeden mahrum olunduğundan) plastik bidonlara doldurulmuş pekmezimizi, naylona sarmalanmış pestilimizi görebiliriz?

Marketlerin yönetimi istese de mevcut yasalar buna izin veriyor mu?

Türk Gıda Kodeksi yani kısaca yasal prosedürlerin şartlarına uymanın net maliyetini konuyla ilgili yöneticilerimiz dahil kaçımız biliyoruz?

Düşünsenize 3-5 dönümlük bağınız var ve "üçbeş kuruş masrafımızı karşılarız" dediniz, ailenizden artan üzümlerden pekmez yaptınız, peki nerede-kime satabilirsiniz?

Sizi elinizdeki bidonlarla gören bütün kolluk kuvvetlerinin hoşgörüsü olmazsa kim kurtarabilir?

Yasal olmayan, belgesiz ve de üstelik sağlıkla direk alakalı gıda üretenlere ürüne el koymadan başlanıp, bazen binleri bulan para cezaları ve hatta hapis cezaları bile var...

Sosyal, politik ve siyasi nedenlerle "hoşgörü" ile idare edilen köylülerimizin markasız, izinsiz, belgesiz ürünlerini daha kaç zaman "Şire Pazarı" esnafına yönlendirebileceğiz...

Peki, diyelim profesyonel üretim yapsınlar diye kooperatif kurduracağız, mevcut şartlarda bunu nasıl başaracaklar?

Karar vermemizin zamanı geçiyor; biz yerel ve doğal ürün istiyor muyuz?

Karar vermemiz lazım, bizim kendi köylümüzün ürünlerini marketimizde satmak istiyor muyuz?

Bu ve benzeri bütün soruların cevabı "evet" ise Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından oluşturulacak bir "milli" şirketin piyasaya girmesi şarttır... Bu şirket kendi laboratuarlarında güvenirlilik testlerinden geçen yerel (bütün) ürünleri bidon ve naylon ambalajlarıyla alıp günümüz rekabet koşullarına uygun ambalajlayıp satmalıdır.

Bunun "devletin ticaret yapmasıyla" alakası yok, tam aksine bu bir devlet politikasıdır.. Devlet olmanın vasıflarından biri de bünyesindeki insanlara iyi yaşam şartı sunmak ve bunun için ortam hazırlamaktır.

Bana kalırsa Tekel, Sümerbank gibi kuruluşların yeniden kurulması gerekiyor. Tabi politik kadrolaşma olmadan ve (yandaşlara peşkeş çekilmesinin önü en baştan tıkanarak) gerçekten de milli kalkınma için...

YORUM EKLE