banner37

ÇOCUKLUĞUMUZ KIYMETLİYDİ

Hayatta kazanman için sadece senin kazanma isteğin yetmez, yanında en az iki üç arkadaşının da senin kazanacağına inanması gerekir. Böyle arkadaşların/dostların varsa kesinlikle kazanırsın... 60'ın, 70'in, 80'in çocukları bunu bilirler.


Çocuklar hep dışarda idi. Yanına iki arkadaşını aldın mı diğer mahalleye kavgaya giderdin. İkiye, üçe karşı belki beş, belki on kişiye kafa tutardın. Kafan-gözün kırılırdı ama sıkıntı olmazdı. Dayağı yesek bile kazanmış edasıyla mahalleye dönerdik. Karada ölüm yoktu bize...


O zamanın çocuklarının muhakkak kaşı, başı veya kolu bir yerlerinden kırılmıştır. Kaşında, kafasında, kolunda muhakkak bunların izleri duruyordur. Hatıraları vardır. 


Çocukluğumuzda fakir değildik.


Aslında gelir düzeyimiz bugünkü gelir düzeyine göre fakir sayılırdı ama biz kendimizi fakir olarak görmezdik. 6 kardeş anne baba ve büyükanne ile 9 nüfustuk... Babam Tekelde bekçiydi, aldığı maaş belli ama biz kendimizi fakir olarak görmedik, görmüyorduk. 


Çoraplarımız yamalı idi ama biz fakir değildik. 


Bugünün çocukları gibi oyuncaklarımız yoktu, kendi oyuncağımızı kendimiz yapardık ama biz fakir değildik... 


Mahalledekilerin hepsi bizim gibiydi. Farklı değildik.


Kahvaltıda zeytin bulsak peynir olmazdı, peynir olsa zeytin olmazdı, olan zeytin tek ısırıkta değil 3-4 ısırıkta yenirdi, çünkü 9 nüfus; her birimiz 5 adet zeytin yesek neredeyse 250 gram eder. Haftada 2 kilo zeytin nasıl alabilirsin? 200 gram şeker, 100 gram zeytin alınırdı... Kimse yadırgamazdı. 


Et, ayda bir/iki olurdu. Öyle her yemeğe et mümkün değil. Sanırım bu sebeple TIRŞİK (şimdiki tavanın etsiz olanı) isimli bir yemeğimiz vardı. Domates, biber, patlıcanı tencerede pişir yeter En çok yenen yemek tırşik.


Öyle öğle yemeği falan mümkün değil. Çocuklara salça ekmek yeterdi... 

Kadınlar biraraya gelir, soğuk küfte (köfte) veya kısır yapardı. (İkisi aynı mı farkı nedir tam bilemiyorum.)


Varsa oyuncaklarımızı, elbisemizi, ayakkabımızı kısacası hayatımızı öyle çabuk tüketmezdik. Kıymetli idi hepsi. Çünkü zor bulurduk.


Okulda herkes tek tip kıyafet giyerdi, herkes eşitti, aynıydı. Özellikle ilkokulda. Herkes siyah önlük, beyaz yaka, altına ne giyersen giy. Fakir, zengin ayırt edemezdin. 


Çocuk yokluktan anlamaz. "Onun var benim neden yok" der ve ister. Yavrusunun isteğini karşılayamayan, imkânı olmayan babanın durumunu bir düşünsenize... Çocuğuna bir şey alamayınca canı nasıl yanar, bilir misiniz?


80"li yıllar, üniversitedeyim. Çocukluktan beri folklor ile haşır neşirim. Halk oyunları derneğinde Adıyaman ekibi çalıştırıyorum. Tabi ki parasız.


Bir gün, bir ilkokulun öğretmeni geldi, ekip "kurmak istiyoruz, yardımcı olur musunuz" dedi. "Tabi ki" dedik. Elbette para almazdık, gönüllü bir hizmetle hayra vesile olmanın heyecanıyla çalışırdık..


Çalışmalara başladık. Ekipte bulunan çocuklardan antrenmanlarda giymek üzere eşofman altlık getirmelerini istedim. Birkaç çocuk getirdi ama çoğunda yok. Özellikle biri vardı; yetenekli... onu ekip başı yaptım ama hep pantolonla geliyordu. Bir gün kızdım. "Pantolonun yırtılacak, bir daha eşofman olmadan gelme" dedim. Çocuk çok ağladı, bir şey demeye çalışıyor ama dinlemiyorum. Arkadaşlarından biri yanıma geldi, "öğretmenim arkadaşımın babası çöpçü, çok fakirler sadece o pantolonu var, başka giyecek birşeyi yok" dedi... O zaman başımdan kaynar sular döküldü. Farkında olmadan yaptığım bu çıkışımdan çok pişman oldum ama olan olmuştu ve çocuğu çok üzmüştüm. Sonraki hafta çocuk çalışmaya gelmedi. Bunun üzerine evine gittim, gönlünü yaptım, çalışmalara katıldı.


Ekibin tamamının folklor elbiselerini kumaş alarak kendim diktim (ayıptır söylemesi Şalvarcı Hacı Tümay’ın kalfasıyım. İyi şalvar dikerim.) ve İstanbul'da ilkokullar arası folklor yarışmasında birinci olduk.


O zamanlar gerçekten yoktu ama bu yokluk/yoksulluk sadece bizde değildi hemen hemen herkeste yoktu. Dert etmezdik.


Mahalle arkadaşlarımız, okul arkadaşlarımız, bibim oğlu, dayım oğlu, emmim oğlu çok kalabalıktık.


Arkamızda bize inanan onlarca insan vardı. 
Ticaret Lisesi birinci sınıftayken bir gün matematik hocası yeni bir konu anlattı. İki tane örnek problem çözdü. Anlattığına göre örneklerden biri doğruysa diğeri yanlıştı. "Hocam ikisinden biri yanlış" dedim. Hoca "sen ne bilirsin? Ben Hocayım, konuyu yeni anlattım ve ikisi de doğru" dedi, ben direttim. Arkadaşlarımdan biri (ki lakabı Kerhane idi) "Hocam, Osman diyorsa doğrudur" dedi. O öyle deyince pencere tarafındaki herkes "Hocam, Osman diyorsa doğrudur" demeye başladılar. Hoca o sinirle bizim tarafın tamamını sıra dayağından geçirdi ama olsun... Biz bir olmanın onurunu yaşıyorduk; tenimiz acıdı lakin canımız hiç yanmadı...


İnanca bakar mısınız; dayak yemek pahasına arkanızda duranlar vardı... Karada ölüm yoktu. Yarım saat geçti, herkes suspus, Hoca tahtaya baktı baktı dedi ki "Osman arkadaşınız haklı. İkinci örnek yanlış"... Bizim arkadaş durur mu "Hocam peki biz bu dayağı niye yedik" dedi. Hep beraber gülüştük. Çünkü, arkadaşların vardı, arkadaşlık vardı; karada ölüm yoktu!


Şimdiki gibi tatil falan bir şey bilmezdik. Denize gitmek ne mümkün, yüzeceksek dereler vardı. Atlet ve donla çaylarda, derelerde, sulama havuzlarında yüzerdik, mutluyduk... Tatildelerde, hele hele dini bayramlarda yazlığa, sahil kenarlarına gitmek gibi bir alışkanlık yoktu. Tam tersi gurbettekiler gelirdi, çünkü bayramlar aileyle, dostlarla buluşma vesilesiydi... Hasretin bittiği, kucaklaşmanın günleriydi, bayramlar...


Herkes ailenin büyüğünün evine gelir, hep birlikte yenir-içilir, gülüp-eğlenilirdi. Herkes bir ağızdan bağırarak konuşur, dışardan bakan kavga sanırdı; lakin iletişim şeklimiz buydu, onca bağırtıya rağmen herkes birbirini duyar ve anlardı.


Velhasıl Bayramlar varlık zamanımız olurdu. Yok olanı bulduğumuz zamandı.


Yeni bir şey alınacaksa bayram beklenirdi. Aldığımızda sevinçten havalara uçardık...

Kıymetliydi.


Osman DANIŞ

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sait Budak
Sait Budak - 4 hafta Önce

Osman bey bir yörenin bir kesimin yaşamı ancak bu sadelikte,bu gerçeklikte ve bu güzellikte anlatılır,bir eğitimci ve halk oyunları seveni olarak bu ve benzeri yaşanmışlıklara çok şahit oldum,ama o dönemler çok güzeldi,hatıraları unutulmaz,size sağlıklı,mutlu yaşamlar...

Osman

Osman Danış
Osman Danış - 3 hafta Önce

Sait Bey güzel yorumlarınrz için çok teşekkür ederim.