banner37

ALMANYA TÜRKİYE'Yİ ELBETTE KISKANIYOR

ALMANYA TÜRKİYE'Yİ ELBETTE KISKANIYOR


Prof. Dr. Bülent Sönmez


Bu cümleyi muhalifler daha çok alay etmek adına gündeme getiriyorlar.. Birkaç kere şahit olduğum için bir şeyler yazma gereği duydum.


Muhalifler meseleye dola- euro bazında bakıyorlar. Ancak bir toplumla diğerini kıyaslamak sadece ekonomi ile alakalı bir şey değildir. Şimdi ismini vermeyeyim bir Alman arkadaşım var Antalya'da yaşamaya başladı kendisi mühendis.. "Berlin'i size verelim Antalya'yı bize verin" demişti bana. "Karanlık ve kasvetli Berlin" demişti.


Yani Almanlar dört mevsim yaşanan bizim ülkemizi elbette kıskanıyorlar. Sadece Almanlar değil bütün Avrupa kıskanıyor.. Hele Viyana'da Temmuz ayında Alp dağlarından gelen soğuk rüzgarlarla trençkot giymek zorunda kalırsan bunu daha iyi anlarsın..


Viyana'dan Türkiye'ye dönerken bir doktorla karşılaştım; Hamburg'da doktorluk yapıyor. İsmi Hakan.. ailesi ile seyahat ediyor. İkimiz de uçak bulamamıştık; ek sefer bulduk sonunda. Uçağı beklerken beni bir şeyler yiyip-içmek için davet ettiler. Ben de kıramadım, oturduk. Hem eşi hem kendisi ciddi anlamda Türkiyeye dönmeyi düşünüyorlardı. 15 senedir Hamburg'da olduklarını ekonomik olarak da aldıklarıyla kendilerine ilişkin yaşama biçimlerinin ve çok da tatmin edici olmadığını falan söylediler.


Sağlık alanında Türkiye kıskanılacak bir ülke...


Viyana'ya ilk gittiğimde kulağımda bir problem vardı sabaha kadar yatamamıştım. Ertesi gün acile gittik. Hastane tenha olmasına rağmen acilin önünde biraz kalabalık vardı; sanırım üç buçuk-dört saat bekledik; acilin önünde.. O dönemin parasıyla 78 Euro ödedim sanırım..
Yani bizdeki gibi sizinle ilgilenecek etrafınızda dönecek sağlık personeli bulmanız da zordur. Ama hepsi görev noktasında son derece titizdir.


Avrupa'da bizim çok değersiz bildiğimiz birçok şey çok büyük değerdir; mesela bir Viyanalı arkadaşım bana sallama bir meyve çayı vererek "bunu sana hediye ediyorum" dedi. Ben çok şaşırdım, tabii ki. Yani "bir sallama meyve çayı bu kadar değerli mi" diye düşündüm. Çok değerliydi (gerçekten). Mesela küçük bir defter bile çok değerli orada. 


Bizim bir kısmını yazmayıp bir kenara bıraktığımız; israf ettiğimiz (çok kötü bir durum israf) birçok şey Avrupa'da çok değerli. Hele meyve ve sebze; hem çok pahalı, hem de çok az bulunuyor. Mesela limon, portakal falan çok değerli. Bu açıdan da bizi kıskanıyorlar.


İklim olarak da bizi kıskanıyorlar; çünkü daha önce de söyledim, dört mevsim yaşanıyor burada.


Kültür ve tarih açısından da bizi kıskanıyorlar. Çünkü Anadolu bütün medeniyetlerin beşiğidir ve bütün dünya hakkında bilgi almak isteyenlerin Anadolu'yu tanıması şarttır.


Yemekler konusunda bizi kıskanıyorlar. Çünkü çok kültürlü bir toplum burası.. Arap, Yahudi, Ermeni, Süryani, Türkmen, Kürt, Kafkas göçmeni herkes bu topluma bir şey getirmiş; bir renk katmış.. En önemlisi de bütün bunları bir arada yaşatabilme pratiği ortaya koymuş bir ülkede yaşıyoruz. O yüzden de kıskanıyorlar elbette..


Ekonomiye gelince; şimdi bizim nüfusumuz 80 milyon; ekonomik sıkıntılarımız var. Şunu hiçbir zaman unutmamamız lazım bugün Avrupa dediğimiz ülkeler dünyayı sömüren ülkeler. Ama onlar için de deniz bitti. Şimdi birbirlerine girecekler; yani filler savaşacak, biz seyredeceğiz. (Allah böyle bir şeyi göstermesin de..) Yani varacakları nokta bu.. Bu Ukrayna ile başladı, bütün Avrupa'ya yayılacak. Mukadderat. Çünkü bunlar hep birbirleriyle kavga ederek, öldürerek bir şeyler elde etmeye alışmışlar. Bu yüzden Ortadoğu'daki kargaşanın sürmesini istiyorlar..Ortadoğunun istikrarı onların karmaşası anlamına geliyor. Bu bağlamda da bizim bütün bu çeşitliliklerimizi bir çatışmaya dönüştüremediklerinden dolayı hayıflanıyorlar..
Yani burada da kıskançlık yıkıcı bir hasete dönüşüyor.


Hangi Avrupa ülkesinde 4 milyon mülteci barınabilir ve o ülkenin ekonomisi o ülkenin sosyal dokusu sağlıklı kalabilir?


En önemlisi de Türkiye'nin ekonomik gücünden öte sosyo-kültürel gücü onları kıskandırıyor. Çünkü Türkiye Asya'dan Amerika'ya, Amerika'dan Afrika'ya kadar hem tarihsel hem de kültürel açıdan bir ağırlığa sahip. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir ağırlık yoktur.


Dünyada Türkiye'nin imajı ile Avrupalı ve Amerikalıların imajı kıyaslandığında dünyanın büyük bölümünde Türkiyeli olmak her zaman bir prestij ve değer kaynağıdır. 


Viyana'da bazı Sırpların Arnavutların" biz Türküz" diyerek gezdiklerini çok gördüm.


Türkiye düşman olab Türkiye göçmenlerine sahip çıkmaları bile bu yıkıcı kıskançlığın ürünü.. Suç işleyen birinin Türkiye pasaportu taşıyor olması onlar için büyük sevinç kaynağı.. Şimdi bütün bunlar 1 Euro'nun 17 lira olması ile kıyaslanıyorsa (ki bu durumun 3 yıllık bir mazisi var) buyurun kıyaslamaya devam edin; kendi kendinizi kandırın.


Elbette Almanlar değil, bütün dünya Türkiye'yi kıskanıyor.


Tarihiyle, kültürüyle, iklimiyle, bereketli topraklarıyla..
Kıskanmayacaklar da ne yapacaklar...


Ben Avrupayı Neden Kıskanıyorum?


Bir kere çok düzenli şehirlere sahipler. Şehirlerin nüfusu çok fazla değil. Doğayı ve tarihi iyi korumuşlar.. Şehirde huzur içinde gezebilme ve dinlenebilme imkanı var. Yani bizdeki gibi sadece alışveriş yapmak için şehre gitmeniz gerekmiyor. Aynı zamanda şehrin içinde dinlenebiliyorsunuz..


Trafikte yayaya alabildiğine saygı var. Yaya olmak bir ayrıcalık.


Bilimsel anlamda bilime ve üretime değer veriyorlar. Bizdeki gibi şunun-bunun adamı, aşiret-akraba ve cemaat ilişkileri ile kişiler değer kazanmıyor.


Üniversiteler tamamen kendi toplumsal sorunları ekseninde dünyanın gerçek problemleri ekseninde çalışıyor. Bu halleriyle hem siyasete, hem topluma yeni bakış açıları kazandırıyorlar. Siyaset de aslında akademiyi bu anlamda kullanıyor;  akademinin söylediklerine değer veriyor.


Ulaşım çok kolay trafiğe kapalı alanlar çok fazla Bu anlamda da  takdiri hakediyor.


Devlet, kurumlarıyla ciddi anlamda her alanda varlığını hissettiriyor. Dolayısıyla birçok konu insanın insafına bırakılmıyor. Her şey insanın sağlıklı bir ortamda yaşaması için önceden belirlenmiş. Bu bağlamda hiçbir kurumda insanlar keyfi davranma zemini bulamıyorlar .


Köyden kente göç olayı bittiği için köylülerin birçoğu kentleşmiş vaziyette. Bu yüzden kaba saba davranışlar, kurumlarda akrabalık ilişkilerinin egemen olması, ya da sonradan görme gibi insan modeline çok rastlamıyorsunuz..


Avrupa'da kendi kabiliyetinize göre mutlaka bir işe yarıyorsunuz. 


Kabiliyetiniz olmadığı bir alanda istihdam edilmeniz mümkün olmuyor. Yoksulluk, zavallılık bir övünme meselesi olarak algılanmıyor. 


Kentlerin düzenli olması sağlıklı göç ve nüfus politikası ile sağlanıyor. Bu yüzden küçük yerlerden büyük kentlere kitlesel göçler olmuyor. Büyük şehirler suçlular için saklanma mekanına dönüşmüyor..


Mimari açıdan estetik yapıları, doğal ve tarihi dokuyu tahrip edecek eylemlerde özgürlük alanı bulunmuyor.

Prof. Dr. Bülent SÖNMEZ

YORUM EKLE